Yazar - Çizeriz

Yolda, Bir Yazı Okudum

KENDİN OL, KENDİNDE(n) ÖĞREN başlıklı yazımda bahsettiğim dede ile torun arasındaki ilişkinin yeni boyutunu kavrayabilmem, bir kitapta okuduğum bir kısa paragraf sayesinde oldu. O ana kadar değişimin ve olumsuz yanlarının farkındaydım, üstelik çok da canım yanıyor üzülüyordum. Hayatın insan türü için daha iyiye gidebilmesiyle ilgili çok güçlü kaygılarım vardı. Ancak derli toplu tarif edemiyordum. Adını koyabilmek, süreci çözüme gidecek yola sokabilmek demekti.


Paragrafta şöyle deniyordu; gelişimin hızı, bir çözüm bulamazsak yakında yok oluşumuzu hazırlayacak. Bu hız dede ile torun arasındaki o tatlı ilişkiyi anlamsız hale getirdi. Dede eskiden torununa hayat tecrübesini aktarır ve torun da bu tecrübeden faydalanabilirdi. Bugünse bunun hiç bir değeri yok, çünkü herşey böylesine hızla değişirken gelecekte torunun geçmişte dedenin yaşadıklarına benzer bir hayat yaşama şansı olmadığından ne yazık ki deneyimlerin bir faydası da yok.

Evet, işte açık şekilde tarif edemediğim şey. Durum aynen bu, çok doğru. Fakat bence bu bir felaket değil. Felaket olmaması sağlanabilir.

Gurbetçi ailelerin yaşadığı da bu değil miydi?

Hayat tecrübeleri çocuklarının işine yaramıyordu, çünkü çocuklarının hayatı kendilerininkine benzemeyecekti. Bu çoğu aile için çok zordu, alışkın oldukları otorite kökünden sarsılıyordu. Bu ani değişimi kabullenemedikleri için yaralanıyorlardı.

Hayat koşullarının tamamen değişmesi şimdi mekan değiştirmeden oluveriyor, yüzyıllar geçmesi de beklenmiyor. Bu yüzden, başka dünyaların insanları birbirleriyle aynı zamanda yaşayabiliyor. Birbirine bir şey öğretmeden ve diğerinden bir şey öğrenmeden.

Dünya da gurbetçilerle benzer sıkıntıları yaşayacak, olacaklara daha hazırlıklı ve daha az yara alarak üstesinden gelecek. Değişimi kabul ettiğinizde akış doğruları beraberinde getirir, can yakan ve derin yaralar bırakan değişime direnmenin sonucunda oluşuyor.

Biz yetişkinlerin yeni farkettiğini çocuklar doğar doğmaz yaşamaya başladı zaten. Öğrendiklerini kendileri öğrendi, bu yüzden bir otorite algıları yok. İhtiyaç da duymuyorlar. Çünkü onlar kendine güveniyor ve tek olmayı yalnız olmak olarak algılamıyorlar. Çünkü hep yalnızdılar, onlara sarılabildiğimizce sarıldık fakat, onlar hayatta kalmayı öğrenirken öğreten biz değildik. Bizim onlardan öğrenmemiz gereken daha fazla. Nasıl başarıyorlar el yordamıyla destek görmeden öğrenmeyi? Buna yetenekliler, zekiler ve kendi yöntemlerini geliştirdiler. Çok hızlı, yaşıyor, yaşadığını tecrübeye çeviriyor, yeni durumu öğrenirken az önceki tecrübesinden faydalanıyor.

Onları zamanın kaçınılmaz sonucu olarak , bizden birşey öğrenmemeyi öğrenmelerine sebep olduğumuz için suçlamaktan bir an önce vazgeçmeliyiz. Bu geri alınabilecek bir şey değil. Onlar hala öğreniyorlar, hep öğreniyorlar ve bunu bizsiz yapıyorlar. Otoriter yöntemleri diretmek yerine, onların kendiliğinden bildiği kendinde öğrenme yaklaşımına adapte olarak modeller geliştirebiliriz.


Fototiyatro, oyunculuk ve fotoğraf için bir kendinde öğrenme metodu.


İlk yola çıkışı tetikleyen, yurtdışındaki çocuklarımızın ve gençlerimizin öz güvenlerinin desteklenip geliştirilmesine ihtiyaç olduğunu farketmem oldu. Ana vatanından başka bir yerde yaşıyor olmak bana göre öksüz olmakla çok benzer özelliklere sahip. Aileniz ve içinde yaşadığınız küçük topluluk sizi sarıp sarmalıyor olabilir. Fakat hayat sadece okula başlama yaşı gelene kadar bu dar çevreden ibaret. Sonrasında herkesin arasına karışıyorsunuz, o zaman size güvenin ve sizden beklentilerin değişik olduğunu görüyorsunuz. Hiçbir zaman yüzde yüz sahiplenildiğinizi hissetme şansınız yok. Tüm bunlar ve daha verilebilecek pek çok küçük gibi görünen örnek bende ‘diyaspora yaşamı’ nın kötü üvey anne baba’larla büyümekle aynı yoksunlukları üreten bir yaşam olduğu çağrışımına sebep oluyor.

Bu çeşit yoksunluklar özgüvenin zedelenmesine, cesaretin kırılmasına sebep olabilen tarifi zor durumlardır.

Sizi seven büyüklerinizin bu durumda yapabileceği çok da bir şey yoktur. Çünkü onlar da yabancısı oldukları kültürün içinde nasıl yaşanacağına dair anahtarlara sahip değillerdir.

Birdenbire kuşaklar arası bilgi aktarımı sekteye uğrar. Göçün kaçınılmaz yan etkileri başlar.

Bir de diliniz kendinizi koruyacak güçte değilse her şey daha da zorlaşır, kendi içinize kısılır kalırsınız.

Yabancı bir dilde ne kadar iyi olabileceğiniz, ana dilinizde ne kadar iyi olduğunuzla da doğrudan ilgilidir.

Oyunculuk eğitimi mutlaka oyuncu olma amacıyla yapılmak zorunda olan bir eğitim değildir.

Doğru yönlendirildiğinde bir karakterin sağlıklı ve güçlü gelişimi için tüm araçlara sahiptir.

Fotoğraf’ın unsurlarıyla birleştiğinde daha da büyük bir güce sahip olur.

Fototiyatro' nun ana dilde gelişimi destekleyici yanı, ifade gücünü arttırarak, kendini koruyabilmeyi sağlar.

Diğer yandan; Oyunculuk eğitiminde üstesinden gelmesi en zor aşama, öğrencinin izlediği yolda doğrularını ve yanlışlarını görebilmesi, farkında olarak ayırt edebilmesiyle ilgilidir.

Bunun yapılamaması, oyunculukta en önemli kapının kilitli olması gibidir. Bu aşama bazan yıllarca geçilemeyebilir. Oyuncu adayının doğru ile yanlışı ayırt edebilmesi için referanslara ihtiyacı vardır. Yönetmen veya öğretmen bu referansları kendi yaklaşımı ve kendi cümleleriyle tarif ederek öğrenciye yardımcı olmaya çalışır, ancak bu yeterli değildir. Öğrencinin referansları kendinin görebilmesi, değerlendirip anlayabilmesi ve tarifleri kendi cümleleriyle yapabilmesi de gerekir ve önemlidir. Çoğu zaman bu gerçekleşemediği için öğrenci, bir şeyi doğruluğunu anlayı emin olduğu için değil, öğretmen veya yönetmen öyle istediği için yapar.

Bu emir komuta zincirinde konumlanan mesleklerde sorun yaratmayabilir. Ancak, sanat dallarında bir mekanizmanın çarklarından biri olmak yeterli değildir; mekanizmanın tamamına ve her zaman hakim olabilmek, sonucu olumlu etkileyecek bir etmendi.

Daha iyi bir oyun, daha iyi ve güzel reji ve muhteşem oyunculuk performansları ancak bu hakimiyetle mümkündür. Çoğu zaman ‘yetenek’ dediğimiz, bu hakimiyete sahip oluştan kaynaklıdır.


Sevgiler, Basel’de sabah saatlerinden

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Fototiyatro ve Minik Masalcılar 5 Yılın Özeti

Yaklaşım; 2014 / 15 yıllarında yetişkinlerden çocuklara ve gençlere bilgi ve tecrübe akışının eskisi gibi işlemediğini görmeye başladım. Onların ebeveynleri, büyük ebeveynleri ve öğretmenleri ile aral