Yazar - Çizeriz

Fototiyatro ve Minik Masalcılar 5 Yılın Özeti

Yaklaşım;

2014 / 15 yıllarında yetişkinlerden çocuklara ve gençlere bilgi ve tecrübe akışının eskisi gibi işlemediğini görmeye başladım. Onların ebeveynleri, büyük ebeveynleri ve öğretmenleri ile aralarında kopmalar olduğunu ve pek çok açıdan sıkça eleştiriye maruz kaldıklarını farkettiğimde, kendileri açısından durumun ne olduğunu ve yaşamın içinde ve sosyal ilişkilerinde nasıl bir yol aldıklarını anlamaya çalıştım.

Bilginin işlevsel olduğu oranda değer kazanarak kullanılır olup kalıcı bilgiye dönüşen bir olgu olduğunu hatırlatmak isterim.


Durum;

Y ve Z kuşağı için hayat, önceki kuşaklarda yaşanan yavaş değişimle karşılaştırıldığında olağanüstü bir hızla değişti ve değişim süreklilik kazandı. Bu durumda gençlerin ve çocukların önceki kuşaklardan ve eğitim modellerinden hayatlarına dokunan bilgiler edinebilmeleri de giderek zorlaştı. Bu onları, kendi hayatlarından edinecekleri tecrübenin daha değerli olduğu gerçeğine taşıdı. Birbirlerinden ve kendilerinden öğrenme yoluna girdiler. Bunu yaparken interneti de kullanabildiler; mesafeler, kültür ve dil farkları iletişimin önünde engel olmaktan kalktı. Otorite de artık eski anlamını kaybetti, bilginin vermiş olduğu üstünlük kuşaklar arasındaki varlığını giderek kaybetti. Saygı da bu kuşaklarla birlikte eskisinden başka bir tanım kazanacaktı. Örneğin, Y ve Z kuşağı eski anlayış tarafından saygıdan kendilerinin anladığı açıdan saygısızlıkla itham edilirken, gençlerin yaşıt oluşlarına rağmen birbirleriyle kurdukları ilişkide saygı temelinde yakınlaşıyor olmaları kaynağını bence aralarındaki işlevsel bilgi paylaşımından alıyor. Yaş ve yaşın verdiği tecrübe farkının getirdiği tepeden aşağı hükmeden bir otorite değil, yaşıt olmalarının verdiği eşitlikle paylaştıkları bilginin getirdiği yaygın bir otorite; dolayısıyla bu fark saygının dokusu, rengine de etki ediyor.


Göçmenlikte;

Bu, bütün olarak ele alındığında bir kültürel değişim bir yandan da. Bu boyutu ile göçmenlerin kültür farkları, çok dilli oluş ve fiziken kopuk olan bağlara sıkı tutunma, onların da çocuklarıyla aralarında belli ölçülerle kopuşları ve çocukların kendi yollarını el yordamıyla bulmaya çalıştıkları bir durumu dayattı. Hayat deneyimleri kıymetini kaybetti, çünkü onların aktarabileceği bilgiler çocukları için artık işlevsizdi.


Bugün göçmenler her iki durumu birlikte yaşıyorlar.


Bunun yarattığı sorunlar neler?

Her ülkede eğitim iki koldan yürür. Evde ve okulda! Okulda yürüyen eğitim, kültürün doğal ortaklığına dayalı evdeki eğitimin üzerine inşa edilir ve paralellikler gösterdiğinden birbirini tamamlar. Sonucunda, eleştirilecek yanları da bulunsa kendi içinde tutarlılık gösterir. Göçmen aile çocukları için okuldaki eğitimin, onların ait olmadıkları ve tam olarak yaşamadıkları bir kültürün ev eğitimi üzerine kurulu olması, onlar için üstesinden gelmesi zor bir sorundur.

Kültürlerimiz arasındaki en önemli ayırt edici özellik sanatın hayatın içinde oluşu ve olmayışı olarak karşımıza çıkar. Özelde orta Avrupa ülkeleri ile Akdeniz ülkelerinden bahsedecek olursak göreceklerimiz şunlar olacaktır; çocukla ilişkinin sanat aracılığı ile kurulması ile sanatın aracılığı olmaksızın ilişkinin her ana yayılması. Bu farkın bir oranda coğrafya ve iklimin etkisinden kaynaklandığı söylenebilir. Bin yılların kazandırdığı doğrular coğrafya ve iklim değişse de devam ettirilme eğilimini sürdürür, sürdürmelidir de. Kendi özündendir ve tam olarak kendidir. İki kültür arasında bir denge gözeterek hayat devam ettiğinde, çok kültürlülük zenginlik olacaktır. Ancak, bulunulan coğrafi ve iklimsel koşullarda, içinde yaşanacak kültürün kendi canlılığı için ürettikleriyle bir buluşma gerçekleşmez ve göçmen ebeveynler çocuğa sadece kendiyle birlikte getirdiklerini dayatacak olursa çocuk zorlanacak, bocalayacak, eksik ve fazlaları arasında kuramadığı denge yüzünden sağlıklı bir hayatı olamayacak, hatta belki doğrudan kendi sağlığı da bozulacaktır ve tabi hem geldiği hem içinde yaşadığı kültüre ait insanlarla ilişkileri de olumsuz etkilenecektir.


Teori;

Kendinden ve değerlerinden vazgeçmek gerekmeden, yeni durumun koşullarıyla buluşmanın gereği açıkça ortadadır.

Sanat özü gereği yansıma temellidir. Doğayı, insanı, hayatı sanatçıdaki yansıması ile ortaya koyar. Gençlerin ve çocukların, göçmen olsun veya olmasın bugünün hızlı değişen dünyasında bilgiyi edinme yolu da yansımadan geçiyor. Dolayısıyla sanat ve genç kuşakların bilgiye ulaşma metodu birbirleriyle uyumlular ve birbirlerini tamamlıyorlar. O halde sanatın, yansıma metodu ile öğrenilmesi hem göçmen hem de göçmen olmayan genç kuşaklar için onları daha olumlu, kendilerini ifade edebilecekleri, sorunların üstesinden gelmede yetenekli, çözümcü, iletişim yönünden güçlü bireyler yapma yolunda doğru ve etkili bir yaklaşım olacaktır.


Pratik;

Düşüncemi hayata geçirdim. İstanbul, Zürih ve Basel’de anneleri ile birlikte çocuklarla ve gençlerle çalıştım. Sonuçlar olağanüstü!


Düşüncelerim olgunlaşıp bir metod olma yoluna girdiğinde, çalışma artık elle tutulur bir hal almaya başladı. 2017 yılında sanat ve yansıma tekniklerini birlikte nasıl kullanabileceğimi ve öğretmeden nasıl bilgi aktarımı sağlayabileceğimi formüle etmiştim.

2018 yılında İstanbul’da gençlerle bir çalışma yaptım ve sonuçlar çarpıcıydı.

Birkaç ay bir amatör gruba aynı yöntemle tiyatro oyunu çalıştırdım, benzer çarpıcı sonuçları almaya devam ettim, bu tecrübelerle metod da gelişmeye devam ediyor, daha yerli yerine oturuyordu.

2018 ortalarında Zürih’te 10 taşındaki iki kız çocuğu ve anneleriyle yaptığım çalışmada metodun bir alt dalı budak verdi ve masal doğdu.

İstanbul, Zürih ve Basel’de anne ve çocuklarla çalışmaları sürdürdüm, bugün arşivimizde çalışmalarımızın kayıtları, pek çok masalımız, bir kitabımız, birkaç masal filmimizle müthiş anılarımız ve tecrübemiz var.


Değerlendirme;

Hız, beceri, değişim, kendini ifade, öz saygı, özgüven, yaratıcılık, realize, uyum ve iletişim yeteneği muhteşem bir gelişim gösterdi ve kendileriyle barışıklar, değerlerini keşfedip onlara sahip çıkabilme, savunabilme potansiyelleri tamamen ortaya çıktı. Hem konuştukları dilleri, hem beden dili, jest ve mimiklerini, hem de sanatın dilini daha iyi kullanabilir olmaları ile beraber, konuşarak kendilerini anlatabileceklerine, insanları ikna edebileceklerine inançları güçlendi ve başkalarını dinlemenin ve ikna olabilmenin de değerini kavradılar.

Kurguyu, bir karakteri hayal edip tutarlı olarak yaratabilmeyi, çeşitli yazım ve anlatım tekniklerini kullanmayı, hikayeleştirebilmeyi, tepeden inme bilgi ile değil, kendilerine tanınan özgür alan içinde kendileri keşfettiler ve geliştirmeye devam ediyorlar. Masallarını üretirken story board’u bile keşfettiler, sonra keşiflerinin sinemada zaten kullanıldığını öğrendiler ve çok sevinip heyecanlandılar.

Tüm bunlar ve bir yazıya sığdıramayacağım daha nicesi onları biraz daha kendilerine yaklaştırdı, böylece geliştiler ve gelişmeye devam ediyorlar.


Hedef;

Düşünmek hepimizin zaten yaptığımızı sandığımız, fakat aslında öğrenmemiz gereken bir eylemdir. Dünyayı, hayatı, kendimizi, doğrularla yanlışları analiz edebilmemizi, gerçekleri bizden saklanıyor da olsalar arayıp bulmamızı, içimizi kemiren sıkıntıya neyin sebep olduğunu anlayabilmemizi ve daha pek çok şeyi, diğer bir deyişle yaşamı farkında olarak ve hakkını vererek yaşamayı düşünme eylemini öğrenip öğrenmediğimiz belirler. Yaptığımız çalışmalar düşünme eylemini öğrenmeleri yolunda önemli ve büyük bir adım ve beni en çok sevindiren de bu. Bu sayede her zaman ihtiyaç duyacakları gücü kendilerinde bulabilecekler.


Benim payıma da her şeyden çok mutluluk düşecek.


Deniz Kurtuluş

07.07.2020


https://www.denizkurtulus.com


https://minikmasalcilar.tumblr.com


https://www.youtube.com/channel/UCZcIRI7wQksKaeg-Ce-C3Bw