Yazar - Çizeriz

Masala Uzanan Yol


90’ların başında, Reflective Teaching adıyla Yansımalı Eğitim metodu geliştirildi. Metot, öğretmenlerin daha az konuşup daha fazla suskun olmasını ve çocuklara kendilerini yansıtabilme fırsatları tanınmasını, ikinci bir öğretmenin de sınıfta bulunarak yaptığı gözlemleri yansıtmasını öneriyordu.


Tüm dünyadaki Ecole Libre olarak bilinen Özgür Okullar çocuklara hiçbir dayatma olmamasını, özgür bir alanda öğrenmek istedikleri şeyi öğrenmek istedikleri sürede öğrenebilmelerine olanak sağlıyor. Bu, çocuk istediği takdirde sadece balık tutmayı, istiyorsa senelerce öğrenmeye devam edebilir anlamını taşıyor. Bu okullarda öğretmen ve tüm donanım, çocukların ihtiyaçları olduğunda başvurabilmeleri için hazırdır.


Bu arayışların bir çoğundan önce bizim toprağımızın, kültürümüzün yetiştirdiği Nesin, çocukların özgür olmalarını savunuyor ve baskın eğitim yollarıyla onların paramparça olduğunu, kendilerine özgü yanlarının zarar gördüğünü söylüyor ve özgür olabilmeleri için bir vakıf kuruyordu. Nesin Vakfı 40 yıldır çocukları özgür ve iyi insanlar olarak yetiştirmeye devam ediyor.


Diğer yandan göçün yanına kattığı, çıkmaza girmiş görünen sorunlar var.


Gündüz Vassaf’ın Avrupa’ya Türkiye’den göçen aileleri araştırdığı kitabına umutla koyduğu isim “Daha Sesimizi Duyurmadık” tır. Birgün bunun olacağının da müjdesidir bu başlık bir yandan.


“Tarihte yaşanan büyük göç kendi gibi büyük sanatçıları, düşünürleri, bilim insanlarını yarattı, yeni bir çağı inşa etti. Türkiye’den Avrupa’ya göç de benzer sonuçlar üretecektir.” der.


İnsanoğlu, her yaşında biraz çocuktur.


Yurdundan uzak olmanın en ağır yoksunluğu bu büyümüş çocuğun “şımarabilme” özgürlüğü olmayışıdır.



“kendi olmak” saygı gösterilmeyendir.

“bizim gibi” olmaya zorlamak genel geçerdir.

Kendi olmasına izin verilmeyen bir çocuğun mahsunluğu,

pek çoklarına “şirin” gelecek bu fotoğrafta çok açık görünüyor.

Yööööö, diyorlar böyle durumlarda Almanca

Yani, “yazııııık” !!!



”şımarabilme” her çocuğun büyürken nefes alabildiği hava boşluğunu sunar, denemelerini o boşluğun içinde yapar, hata yapma özgürlüğü ile öğrenir ve büyür. Aksi halde büyüyemez, çünkü çocuk olmayı hiç yaşayamamış olarak kalır. 

Başkasının yurdunda olmak, herkes için başkasının anne babasıyla yaşamak gibidir biraz.. Sizi kendi anne babanız gibi şımartmaz.. En mutlu anınızda bile, biraz da olsa mahsun olursunuz.. Bu durumda en çok zarar gören ve en az gelişebilen “özgüven”inizdir.


Öte yandan, “gelişim hızı”nın, insanoğlunun “yaşam ömrü zamanlaması”yla uyumunu yitirmiş olması, bir zamanlar göçmenliğe has olan bir sendromun dünyada da hakim olmasına sebep oldu.


Bu sendromun etkisi, ebeveynlerin hayat deneyimlerinin, çocukların şimdi ve gelecekte işlerine yaramıyor ve yaramayacak olması yüzünden iletişim sorunları doğuruyor.


Dede ile torun arasında bir zamanlar yaşanabilen muhteşem ilişki artık işlevi bakımından rafa kalkmış durumda. Torun bugün içinde yaşadığı hayatın koşullarında, dedenin deneyimlerinden yararlanabilme şansına sahip değil. Bu yoksunluk, sadece, her ikisinin de yalnız ve çaresiz hissedişini arttırmaya yarıyor.


Tüm bunlar yaşanırken, çocuklar ve gençler imkansız gibi görüneni başardı ve kendilerinden öğrenmeyi öğrendiler. O halde yapılacak olan öğretmeye çalışmak değil, kendilerinden öğrenmelerine yardım edebilmek olmalıydı.


Peki, ne yapabilirdim...

Sanatı paylaşabilirdim.


Tüm çalışmalar gösteriyor ki, elimizden alınan en önemli şeyimiz, özgürlüğümüz. Bugün, en çok ona ihtiyacımız var.


O halde sanat’a başvurmalıyız.

Çünkü, sanat özgürlüktür.

Tüm sorunlardan, zorluklardan, sıkışmışlıklardan özgür kılmayı başarabilir.


Reflective Theaching, Ecole Libre ve Nesin’den esinleniyor ve merkeze sanatı yerleştiriyorum. En iyi bildiğim, hayatım boyunca üzerine çalıştığım ve mesleğim olmuş sanatlarla yapabileceklerimi bir sisteme oturtuyorum.


Metodumun ismi FotoTiyatro oldu. Fotoğraf sürekli bir yansıma sağlıyor, Tiyatro da içinde barındırdığı tüm sanatlar ve faydalandığı bilimlerle birlikte göçmen olarak en zorlandığımız şeye yardım ediyor, yazının keşfinden bile öncelere uzanarak deneyimleyebilmemiz için - tüm hayatımızı yaşayıp tüketsek dahi yine de yaşayamamış olacağımız - bize hayat deneyimlerini sunuyor.


FotoTiyatro’nun 4 ayrı programla uygulanabilen, 4 farklı alt grubu oluştu.


Reflective Self Tale bunlardan biri.

Yaş grupları pedagojik olarak uyumlu çocuklar, anne, baba, büyükanne veya büyükbaba gibi büyüklerinden biriyle birlikte katılıyor. Fotoğraf, resim, müzik, kukla, öykü, şiir, tiyatro, retorik yeri geldikçe, ihtiyaç duyuldukça çocukların üzerine basabilecekleri taşlar olarak yerleştiriliyor. Bu sayede bir masalı söyleyerek ve oynayarak oluşturmalarına yardımcı olunuyor.


Çocuklar çok zeki, duyarlı, iyi gözlemci ve objektifler. Onlara içlerinde biriktirdikleri verileri dışarı çıkarabilmeleri, kapalı duran kapıları açabilmeleri için anahtarlar verilmesi yeterli.


FotoTiyatro, Reflective Self Tale’le bunu yapıyor.


Zihinsel, görsel, işitsel, duyumsal ve sürekli paylaşıma dayalı bu metodun kalıcı olacak geliştirici ve dönüştürücü faydaları bulunuyor. Büyüklerin, çocuklarını bilmedikleri yanlarıyla tanıyabilmeye imkan sağladığı gibi, kendini ifade, özgüven gelişimi, ana dile hakimiyet ve kendi oluşuna zarar vermeden entegre olabilmeye de değerli katkılar sunuyor.


Bir yanıyla, antropolojik ve sosyolojik veriler de sunuyor olması, bana göre bir hazine değerinde.


Çocuklar tarafından masalın yaratım süreci kamerayla kaydedildiği gibi, anlatılan ve oynanan her şey eş zamanlı olarak kaleme alınıyor. Ardından, projenin bir parçası ve devamı niteliğinde kitaplaştırılması aşamasına geçiliyor.


Kitap, yaratımlarının ne kadar kıymetli ve özel olduğunu daha iyi anlayabilmeleri için önem taşıyor. Çünkü sanatın soyutlama gücüyle ilerleyen tüm süreç kitapla, ellerinde tutabilecekleri somut ve kıymetli bir nesneye dönüşmüş oluyor.


Minik Masalcılar Serisi bu çalışmaların sonucu olarak basılma aşamasına gelmiş bir kitap. Yalnız çocuklara değil, büyüklere de hitap ediyor.


Serinin ilk kitabı, tarihte de ilk ve öncü niteliği taşıyan ve peşinden gelecek masallara güçlü bir esin kaynağı olacak olan “Cesur Tavşanlar ve Yeni Bir Hayat” masalı.


Kitap 4 dilde baskıya hazırlandı.

Kemal Yargıcı tarafından resimlendirildi.

Burak Acar, masalı besteledi. Sözler ve notalar, çocukların çalıp söyleyebilmeleri için kitapta yerini aldı.


Süreç, toplumumuzun bir zamanlar en güçlü yanı olan, ne yazık ki özellikle büyük şehirlerde giderek kaybedilen dayanışma ruhunu sembolik de olsa hatırlatmak ve canlandırmak için vesile oldu. Baskı öncesi sipariş çağrımıza, çocukların yaratıcılığını ve masalını desteklemek için onlarca kişi katıldı ve pek çok şey için hala umut olduğunu kanıtlayan bu kişilerin isimlerine kitapta yer verildi.


FotoTiyatro, Reflective Self Tale metoduyla çocukları ve büyüklerini bir araya getirerek daha pek çok masal yaratılabilmesini sağlayacak.


Çocuklardan öğreneceklerimiz, çocukların kendi kadar değerli. Masallarında anlattıklarıyla, öğretme kibirini bir yana bırakıp onlardan öğreneceklerimizin peşine düşmemizin iyi olacağını kanıtlıyorlar.


Büyürken unuttuğumuz veya kaybettiğimiz güzellikleri hatırlamak için bize bir fırsat sunuyorlar.

Çocukların her anlattığı biraz masaldır ve yapacağımız en akıllıca şey, hiçbir masalı kaçırmamak olacaktır.